Anasayfa » Çiğdem ERKO » Çiğdem Erko yazdı…”KARAOVA BOYNUMUZUN BORCUDUR”
çiğdem-erko

Çiğdem Erko yazdı…”KARAOVA BOYNUMUZUN BORCUDUR”

26-27 Eylül günleri bir ilk yaşandı bölgemizde. “Karaova Bağbozumu Şenliği”. Bu etkinliğe verilen isim her ne kadar bağbozumu olduysa da şenliği asma ve üzümle sınırlamamıştı organizasyon komitesi. Karaova Derneği,  Bodrum Kent Konseyi ve Bodrum Belediyesinin başını çektiği bu etkinliğe Muğla Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Milas Belediyesi ve Kent Konseyi de katkı koydu. Sivil toplum kuruluşlarından Tema Vakfı, Begonvil Kadın Kooperatifi ve Bodrum Tohum Takas Derneğinin de görev aldığı etkinlik 2 gün boyunca bölgede her anlamda bir renk ve hareket yarattı.

Artan nüfus, azalan tarım alanları, el değiştiren ve imara açılan büyük  toprakların yanı sıra, değişen kullanım alışkanlıkları ve tüketim toplumunun özendirilip, pompalandığı günümüzde Karaova bölgesinin önemi iyice ortaya çıkıyor.

Teknoloji insanı doğadan uzaklaştırıyor ve yapay bir yaşama sürükleyip, konservatif çözümleri kabul ettirmeyi başarıyor artık ne yazık ki.  Daha güzel yaşamların;  kent merkezine uzakta, oyun parkları ve sınırlı yürüyüş alanları ile sınırlandırılmış, alüminyum kaplı, kocaman pencereler, şık ahşap kapılar ve parkeler ile tarif edildiği, para kazanmanın ve rantın en önemli gerçek olarak kabul gördüğü, modern! çağdaş! zamanlar..

Yeşil sadece projeleri süslüyor, bir avuç alandaki yürüyüş yollarının kenarlarına ekilen çim ve çiçeklerle, bahçenin birkaç köşesine yerleştirilen barbeküler inşaat sanayine büyük paralar kazandırıp, daha büyük inşaatlar için sermaye sağlıyor ve insanlar kandırılıyor.

İnanılmaz bir 2.ci konut müsrifliği yaşanıyor güney bölgelerimizde. Kıyı ve yaz turizmini becerememeye devam ediyoruz. Büyük marketler ve son dönemin kabusu AVM ler sıkboğaz ediyor pek çoğumuzu. Çeşit ve renk cümbüşü ile sunulan binlerce  zararlı, pahalı ve katkılı  tüketim maddeleri ile toplumun sağlığını ve ekonomisini tehdit ediyorlar adeta. Üstelik bunca para kazandıkları bölgelerimize en küçük bir katkı vermeden, vergilerini koşarak büyük şehirlere aktarıyorlar, açlık sınırında paralar ödüyorlar çalışanlarına.

Her şey dahil sistemi ile otellere tıkılan turist, bedava denecek fiyatlarla kalıp, tıka basa doyduğu için semt pazarlarını sadece dolaşıyorlar , ısıra ısıra bir şeftali veya erik yerken görebiliyorsunuz onları. Birkaç euro harcayan varsa ne mutlu bize..

Durum bu haldeyken yerel değerlere ve dolayısıyla toprağa  sahip çıkmak, gerçekten şövalye ruhu taşımayı gerektiriyor bana göre. Göz alabildiğine toprakların uzandığı Karaova Bölgesi yakın bir zamana kadar üzüm, incir ve zeytinin üretildiği, insanlarının tarım ile mükemmel geçindiği bir yer.  Halen tüm bölgeyi doyuracak kadar nitelikli ve yoğun toprağa sahip. Ancak yukarıda saydığım sözde gelişmenin getirdiği olumsuzluklar, bölgenin en önemli ürünlerinin giderek azalmasına yol açmış. Topraktan para kazanamayan, çocuklarına bir gelecek sunamayan bölge insanı zor durumda ve işlenemeyen topraklar rantı yönetenlerin iştihasını kabartmakta.

İşte bağbozumu adı ile yola çıkılan bu projede, bölge insanının toprağını yeniden işleyebilmesi, ürün adet ve çeşidinin çoğalması, üretici ile tüketiciyi buluşturarak yeni katma değerler yaratmak,  ve dahası bölgede agro turizm yapılacak bir altyapı hazırlanmasına zemin hazırlanarak, kıyı turizmine alternatif olabilecek ve Bodrum’u da rahatlatacak yeni düzenlemelere yelken açmak bulunuyor.

Ot, mantar ve hamur işlerinin çeşitleri ile lezzetlendirilmiş bir mutfağı da var Karaova köylerinin. Bir hayal edelim; bu topraklarda üretilip, bu topraklarda  düzenlenecek  basit yerleşimlerde tüketilecek ürünler, yöre insanının yine kendi yetiştirdikleri ya da doğadan elde ettikleri besinlerle yaratılan değişik tatlardaki yiyeceklerin misafirlere sunulduğu basit, doğal açık alanlar, yeşilin, bereketin güzelliği, toprağın verim kokan rayihası.  Hatta doğayla buluşmak ve toprakta çalışmak isteyen insanların minik ücretler ödeyerek, ya da sadece emeklerini sunarak alacakları haz.

Denizler bitmek üzere, kıyılar işletmeler, siteler ve ulaşılması zor engellerle halka kapatılmış durumda, aklına esen her kıyı işletmesi denize paşa gönlünün istediği ölçüde iskeleler kurup, denizi ipotek altına almakta ve kirlenmeye büyük katkılarda bulunmakta. Artık o denli fütursuzlar ve kontrolden uzaklar ki; çantasını alıp denize girmek isteyen normal vatandaşı “dışardan misafir kabul etmiyoruz” diyerek kıyıya sokmamakta bazıları.  Her şey parası olanlar için düzenleniyor, 2,5 aya sıkışmış yaz sezonunda işgal ettikleri kıyılarda hal kazıklanıyor amiyane tabirle.

Hal böyleyken Karaova’da yakılan bu çoban ateşini desteklemek ve katkı koymak boynumuzun borcudur. Tatilin deniz kıyısında yatmak, bira/patates yemekten ibaret olmadığını göstermeli, farklı bir şey bilmeyen, hayal bile etmeyen insana alternatif dinlenceler sunmanın zamanıdır artık.

Hem yöre insanının yaşam seviyesini yükseltmek, hem kaybolmaya yüz tutan ürün çeşitlerimizi diriltmek, hem topraklarımızı betonlaşmalardan korumak, hem de alternatif dinlence-eğlence-beslenme biçimlerini hayata geçirmek için atılan bu adım önce Karaova bölgesi, sonra Bodrum ve hatta Milas için de geleceği olumlu anlamda şekillendirecek ve tarım/turizm/insan sarmalına dünyada pek çok yerde uygulanan anlayışı getirecektir.

Düşünen, şekillendiren, katkı koyan, destek veren herkese teşekkür ediyor, 2016’daki 2.ci etkinlik için herkesi görev almaya çağırıyorum.

 

 

Hakkında Arena Bodrum

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*