Anasayfa » Ayhan KARAHAN » Ayhan Karahan yazdı “BARAN BARi, DİNYA TARİ”
ayhan-karahan-1[1]

Ayhan Karahan yazdı “BARAN BARi, DİNYA TARİ”

Dile pelesenk olur, “Baran barî, dinya tarî…” Her ayrılışın türküsü olur altından şüheda değil, ceset fışkıran bu coğrafyada. Son vedalaşmalarında türküsü oldu, “Yağmur yağdı, dünya karanlık” ile eşleşen sözcükler. Cizre’de öldürülen yedi yaşındaki çocuğun adı da sendin. Baran idi anlayacağımız telaffuzla. Kim öldürdü? Devlet hesabına çocuk ölümlerinden artı bir daha yazıldı. Devlet dersi verildi yani Baran canıma. O dersi bizler, henüz soluk alan büyükleri bayağı iyi okuduk. Bu nedenle çocuk katili bir yapılanmanın ne olduğunu da iyi ezber ettik. Baran suçluyuz, seni koruyamadık bu katillerden. Öfkeli bakışların yürek eziyor. Ama sanma ki; bunun hesabını divana bırakacak ağabeylerin, amcaların, ablaların, teyzelerin… Yağmur yağdı, dünya karanlık şimdilik Baran canım.

Sen katledilmeden 72 saat önce de Hopa’ya yağmur yağmıştı. Sekiz canı aldı sel, HES, düzenin regülatörü… Yani gene yağmur yağmıştı, sekiz can için artık dünya karanlıktı. Devlet öyle demişti. “Çok yağmur yağdı, o nedenle insanlar can pazarına mahkûm oldu” açıklamasında bulunmuştu ulu devletlû. Nasıl bir dünyaymış bu eller? Yağmur yağıyor insan ölüyor, ya da çocuk kanıyla ıslanıyor bu bereketli topraklar. Bizim ise gözümüz bulanıyor, yüreğimiz ise dağlanıyor. Vicdan ise, sarayda soytarılık ile dağda eşkıyalık arasına sıkıştırılmış bir eşikte yalpalamakta… Yedi yaşından çok günler, yıllar alacaktın oysa Baran; üzerine yıkılmasaydı devletin betonlaşmış hâli… Duvar oldu çöktü minicik bedenine. Ezildin, un ufak oldun o ağırlığın altında. Bizler de hüznü ve güzü biriktirdik yaprak dökerek yıkıntılar arasına… Barışı maviliklere, gökyüzüne, umuda susamışlara savurmaya hazırlanan güvercinin kanadı kırıldı o enkazın altında.

Okullu olmuştun ya Baran canım. Okuyacak büyük büyük adam olacaktın hani, büyüme fırsatın olsaydı. Belki İstanbul’da bir üniversiteyi tutturacaktın. Galata Köprüsü’ne olta atacaktın, balık yakalayacaktın. Balıkları sevgiline götürüp tavada yaptıracaktın belki de… Belki de senin öldüğün yaştaki bir çocuğun salıncağına el verecektin. Biraradalığı yasaklı üç renk ışığın yanıp, söndüğü trafik lambası önünden yaşlı bir amcayı koluna girip karşıya geçirmen de mümkündü devletin enkazı üzerine çökmeseydi. Sarıyer’de martılara simit atabilmen de mümkündü pekâlâ… Henüz rol kapma şansının verilmediği hayatta; Şehir Tiyatroları’nda oyuncu olup, iktidarla sorun yaşayıp atılma ihtimalin de yok değildi cancağız. Senden sekiz yıl daha fazla yaşama şansı bulan Berkin Elvan benzeri bir akıbet de bekliyor olabilirdi seni. Elbet fırına ekmek almaya gidecektin değil mi? Senden kısa bir süre önce Diyadin’de fırında çalışan ve odun almaya depoya giden iki kardeşin daha devlet dersi almıştı. Ekmek yapmaya giden de, almaya giden de devletten dersini alıyor.

Baran enkaz altında bıraktığından sebepli olarak devlet senin için, “Taş atıyordu” diyemedi. Taş atacak zamanı tanımamıştı en azından. Atabilseydin, nerelerine değecekti acep o taş? Şöyle bir savunu mevcut bakış açısından doğru olabilir! “Baran zaten büyüyünce gerillaya katılacaktı. En azından HDP’ye oy verecekti.” Ölüme gerekçe üretme üstadı devletimizin çareleri, insansızlık yüklü gerekçeleri tükenmez. Ama çocuk hayatlar tükeniyor. Ölen çocukların anaları da kalabalıklara yuhalatılabiliyor en arsız histerilerle. Çocukların düşlerinden korkar oldu haşmetliler. Bu nedenle gözlerini kırpmıyorlar minicik yüreğinize gez- göz- arpacık yapar iken… Korkunun saldırganlığı, nefretin algısı ile birleşince Baran canım bize de çocuk cenazelerini defnetmek düşüyor. Korkuyu ve nefreti defedemediğimiz sürece, defnedeceğiz gibi de… Baran, yağmur demektir. Şanslısın, Hopa selinden seni sorumlu tutup, yargılamadı devlet. Çok yağdın Baran, bu nedenle devlet üzerine enkaz olarak yağdı. Hadi aramızda kalacak. Söyle Baran canım: Büyüyünce gerillaya katılacaktın değil mi?

Ruhum üşüyor, duvarın dibine gitme be çocuk. Ekmek almaya da, yapmaya da gitme be çocuk. “Baran barî. Dinya tarî”, anlyor musun? Gezme ceylan bu dağlarda, seni Lice’de havan topu ile katledilen Ceylan Önkol gibi avlarlar çocuk. Ya da olmadı. Roboski’de katledilenlerin 19’u çocuktu. O çocukların arasına 20. çocuk olarak katardı devlet, (Kendi özel dersinde) senin henüz dünyayı algılama uğraşı içersindeki şaşkın bakışlarının arasında. Kaderin devletin enkazına, kederin ise bize yazılmış öyle mi Baran canım? O saraydan verilen fetvayı, saray sahibinin boynuna borç olarak asmak insani bir görevdir. Bunu yapabilme olasılığının güçlenmesi acıyı bir nebze hafifletmiyor değil. 1 Kasım’ı önemsiyor bu nedenle gözbebeklerini öpmeye doyamayacak, canına dokunamayacak büyüklerin. Sana söz olsun; “Onu başkan yaptırmayacağız yine…” Rahat uyu minik yürek… Işıklar yoldaşın olsun. Cizre kardeşlikle, günün ilk ışıklarıyla, bıraktığın gibi aydınlanıyor haberin olsun… Boşuna bir ölüm olmadı desem de, anlama ihtimalin yok cancağız. Çünkü sen bir çocuksun… Onlar da katilin. Şimdi Cudi Dağı’na otursan ve sırtını akarsuya versen, Nuh’un gemisi bir kez daha tepeliklere oturur Baran. Ta ki; “O güvercin”, kanadında barış getirene değin, katline vacip çıkarılan topraklarına, topraklarımıza… Gezi, Suruç, Silopi… Ve diğerleri. “Şimdi sırada neresi var demeyeceğimize göre katillerine?..” Baran, o günün aşkına her günümüz Kasım’ın ilk günüdür. Yürekle, bilekle, beyin ile o enkaz kalkacak üzerinden Baran canım. Kasım’ın ilk günü yeniden sen ve kaderdaşların yeniden ayağa kalkacak. Hayat bekliyor minik yüreklerinizi. Bundan mahrum etme lüksümüz yok sizleri bebeler. Haydi, koşun, ha gayret güneşi tutacaksınız. Kasım’ın ilk günü miladımız, mutluluğumuz oldu bakın. Müjdeyi ilet Baran; “Toprak altından, yeryüzüne”. Artık çocuklar uyurken susulacak, ölürken değil… Kasım’dan ilkbahara evrildi iklim ülkende, ülkemde…

*Gazeteci

karahanayhan016@gmail.com

Hakkında Arena Bodrum

2 yorum

  1. Yazıyı okuduğumdan bu yana o parçayı dinliyorum. Baran Bari Dinya Tari… Ötesi yok.

  2. özcan özgür

    Sevgili Ayhan hoş geldin. Geçmiş olsun artık anlamsız. Geçti zaten. Nasıl geçti onu da sen bilirsin. Biz bir daha olmasın dileğinde olalım… Neyse ki Muğla’nın tadı tuzu yerine geldi. Selamlar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar işaretlenmelidir *

*